islami vahdet

15/8/2007

İslam Ümmeti ile birlikte hepimiz duruşumuz tavır ve yaklaşımlarımız noktasında kritik bir sınavın eşiğinde bulunmaktayız. Bir taraftan sevinç ile hüznü diğer taraftan da ümit ile kaygıyı aynı anda iç içe yaşamakta iken tarihten beri süregelen tecrübeler ışığında kendimize sahih bir zemin ve istikamet tespit etme sorumluluğuyla karşı karşıyayız.


            "Ümmet ve vahdet Bilinci" biz Müslümanlar için tevhid akidesinin bir tecellisidir. Tevhid "Allah'ı birleme" değildir sadece. Rabbimizin Kur'an'da "sizin ümmetiniz tek bir ümmettir; ben de sizin Rabbinizim o halde bana ibadet edin" şeklindeki buyruğu gereği tevhid akidesi "ümmeti birleme" sorumluluğunu da beraberinde getirir doğal olarak. Allah'ı birleyip de kavmi, mezhebi, içtihadi, kelami cihetlerden ümmeti çoklayanlar sonuçta sahih bir tevhid anlayışı üzere olamazlar.

 

            İslami kimliğimizin değişmez altyapısın oluşturan "ümmet ve vahdet bilinci" bir taraftan emperyalist saldırganlık ideolojik ve psikolojik savaş yöntemleriyle örselenirken diğer yandan ne yazık ki ümmet içi bir takım akım eğilim ve saplantılar sebebiyle ciddi anlamda yaralanmakta ve yıpratılmaktadır. İslam Ümmetinin düşmanları karşısında uğradığı ve uğrayacağı asıl kayıp maddi ve zahiri anlamda bir takım imkan ve nimetlerden mahrum bırakılma değil içsel anlamda algı ve perspektiflerimizde oluşan ve oluşturulan kırılmalar olmaktadır.


            Doğal süreçler içinde İslam Ümmeti arasında değişik mezhepler fıkhi-itikadi ekoller ortaya çıkmış ve şer'i nasslar ışığında islam toplumlarına bir müslüman kimliği kazandırmaya çalışmıştır. Ancak adı ve ekseni her ne olursa olsun herhangi bir mezhebin ve eğilimin ya da bunlara nisbet kişi ve kesimlerin kendisine mezhebi/içtihadi bir gerekçe göstererek müslümanların ayrışmasına kamplaşmasına aralarında husumetin oluşmasına sebep olması hiç bir zaman meşru gösterilemez ve kabul edilemez.

 

            Irak'ta, Lübnan'da, Pakistan'da ve sair İslam topraklarında Müslümanlar yeniden "Mezhepler Arası Savaş" kavramıyla yüz yüze geldiler/getirildiler.  Sorunun  tarihi tahlilini yapmak mümkün. Değişik âlimlerce defaarca belirtilen ayrılık noktalarını ayrışmanın sebeplerini ifade etmek oldukça kolay ve belki de kısıtlı bir İslam Tarihi bilgisi olanların dahi yapabileceği bir iştir.


            Bu düzlemde konumuza ilişkin birkaç örnek verip İslami Vahdeti sağlama yönündeki çabaların anlam ve önemine değinmeye çalışalım.

            Katar’ın Başkenti Doha’da İslam ülkelerinden gelen çok sayıda ilmi şahsiyetin katılımıyla gerçekleşen İslami mezheplerin yakınlaşmasını konu alan uluslar arası bir toplantının yapıldığını çoğumuz biliyoruz. Bu toplantıda Üstad Yusuf el Karadavi’nin yaptığı konuşma ve  vurgulamaları günümüz vahdet tartışmalarına damgasını vurmuştur.

            Üstad Karadavî konferansın açılış oturumunda yaptığı konuşmasında mezhepler arasında yakınlaştırma ve diyalogun gerekli olduğunu ancak bunun için açık sözlü olmak gerektiğini vurgulamıştır. Karadavi’nin burada vurguladığı “açık sözlülük” ifadesini elbette önemsiyoruz. (Gerçi biz ne kadar açık sözlüyüz tartışılır tabi)

            Üstad Karadavî söz konusu toplantıda ayrıca, mezhepler arasında diyaloğun zorunlu olduğunu ama Şiî yayılmacılığı ve sahabeye hakaretin devam etmesi durumunda bunun mümkün olamayacağını ifade etmiştir. Üstad’ın bu hassasiyetine elbette katılmamak mümkün değil. Müslümanlar birbirlerinin inançlarına ve tercihlerine hürmet göstermelidirler.

Şiilerle Sünniler arasında tarih boyu süre gelen mezhebi ihtilaf konularını az çok biliyoruz. Üstad Muhammed Ebu Zehra’nın “İslam Mezhepleri Tarihi” kitabı bunun en güzel yazılı kaynağını oluşturuyor. Burada bu ihtilaflı konuları ele alıp tartışacak da değiliz. Hepimiz okumayı bilen aynı zamanda düşünen insanlarız.

 

 

İslam Birliğini ve Müslümanların kardeşliğini savunmak, Şii olsun Sünni olsun Müslüman olan herkese kucağını açıp hepsinin saygınlığına değer verdiğimizi ortaya koymakla olur.
           

Ancak, Müslümanların birbirlerine karşı hürmetkar olmasını ısrarla vurgularken, baş tacı ettiğimiz  Irak direnişi gündemi ne yazık ki uzun zamandır bölge ve dünya Müslümanlarının gündemine hiç de hoş olmayan konuları nitelemeleri suçlama ve iftiraları da getirmektedir. 

            Yine bugün Irak’ta kendilerini “Direnişçi” olarak tanıdığımız çevrelerden altında belli isimlerin ve malum sözde direniş gruplarının imzalarını taşıyan bizzat sahiplenilen ve eyleme dökülmesinde de geri durulmayan “Caferilerin canları, malları helaldir.”   fetvaları tekrar tekrar yayınlanıp duruyor. Bundan daha da beteri şimdiye kadar duyacağımızı hayal bile edemediğimiz “Caferilerin kadınları  helaldir, malları ganimettir.” gibi hiç bir müslümanın asla kabul edemeyeceği çirkinlikteki  nice fetva da  aynı kaynaklardan çıkıyor!.. Gelecek yahut çoktan kapımızı çalmış büyük felaketi görmeksizin… Kaldıramayacakları büyük bir vebalin farkına varmaksızın!… 

 

            Bugün İslam dünyasının bütün sorunlarının en önemli ilacı, ittihad ve İslami dayanışmadır. Hemen İslam alimleri tarafından ‘İslami Vahdet Bildirgesi’ hazırlanmalı ve eğer bu çerçevede alimler üzerlerine düşeni yerine getirmezse gelecek nesiller bizi bu konuda yargılayacaklardır. Bugün dünyada İslami hüviyet  ve İslami uyanış inkar edilmeyecek şekilde yükselmektedir. Haçlı Seferlerinden tutunda İslam Peygamberine hakaret içeren karikatürler gibi onlarca girişim tamamen Müslümanları ve İslam dinini hedef alan ve daha önceden planlanmış İslam düşmanlarının  komplolarıdır. Ki islam düşmanları islama karşı düşmanlıkta Sünni ve Şii Müslümanlar arasında hiçbir fark gözetmemektedir.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

murat kabullar

islami vahdet

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro